Çözülebilir bir sorun kadınların hayatlarını karartmamalı

Aşırı aktif mesane (AAM) kronik ve zor bir hastalık. Hastalığa tutulan kadınları hem hastalığın yıllar içinde daha da şiddetlenme ihtimali hem de mevcut tedavilerin birikici yan etkileri bekliyor. Literatüre göre AAM li olguların yarısı için kolay ulaşılabilir ve daha sürdürülebilir başlangıç tedavileri yeterli olmamaktadır. AAM nin genel toplum sıklığının %16 olduğu düşünüldüğünde aslında her 12 kadından birisi yönetimi zor AAM olgusu olacaktır.  Tedavi denemeleri çeşitli nedenlerle akamete uğramış olguların yeniden motive edilmesi ve daha pahalı ve invaziv tedavilere tutunması başlangıç tedavileri kadar kolay olmamaktadır. Sağlık hizmeti sunumunda hasta merkezli bazı önlemlerin örneğin hastalarla düzenli olarak iletişim kurulması, gerekli ise ek bir değerlendirme için randevu oluşturulması, süreç hakkında bilgi verilmesi tedaviye tutunma oranlarını %600 artırdığı bildirilmiştir. Başlangıç ve sürdürme tedavilerinden ileri tedavilere geçmek durumunda kalmış hastaların hem sayısal hem de oransal ağırlığı tedavi maliyetlerini ciddi şekilde artırmaya devam etmektedir. Beş Avrupa Birliği ülkesinden gelen veriler AAM nedeni ile kişi başına düşen harcamanın son yirmi yılda 3 katına çıktığı belirtilmektedir. İleri tedavi seçeneklerinin kullanımında bu denli bir artış olmadığı göz önüne alındığında bu muazzam farkın ped kullanımı gibi palyatif önlemlere bağlı olduğu düşünülebilir. Ped kullanımının hemen ardından atık olarak doğaya karışmaktadır. Pedlerin içeriklerinde yer alan çeşitli kimyasallar çevre kirliliği bakımından da risk oluşturmaktadır. Her gün milyonarca pedin atık olarak oluşturduğu çevre kirliliğinin AAM için hastaları tedavide tutacak ve onları iyileştirecek etkin çözümlerle azalacağı fikri kulağa muhteşem geliyor.

Başlangıç ve sürdürme tedavilerinden yarar görmeyen yada bu tedavileri tolere edemeyen olgular için posterior tibial sinir stimülasyonu, mesane duvarına botulinum toksin uygulaması, ve sakral nöromodülasyon cerrahisi seçenekleri bulunmaktadır. Üç yıllık tedavi maliyetleri bu üç tedavi seçeneği için sırası ile 5 bin, 10 bin ve 25 bin Amerikan Doları tutarındadır. Her yıl milyonlarca yeni olgunun eklendiği düşünüldüğünde doğrudan tedavi masraflarının bile ulaştığı ekonomik yük bilinen her şeyin yeniden gözden geçirilmesini gerekli kılmaktadır. Tedavisiz kalan olguların örneğin ped maliyetleri, iş gücü kayıpları yada tutunma sorunları nedeni ile yarım bırakılan tedavilerin maliyetlerin de bu ekonomik yüke eklenmesi gerekecektir.

Daha yüksek maliyetli ve uygulama zorlukları içeren tedavilerde tutunma sorunu beklenebileceği gibi ne yazık ki daha yüksek sıklıkta olmaktadır.  Literatüre bakıldığında bu tedavileri tamamlayan olguların oranı %5 den daha az gözükmektedir. Başlangıç ve sürdürme tabloları ile kıyaslandığında hastalığın daha da rahatsız edici hale geldiği bu olgular için alarm zilleri çalmaktadır.

Aslında ilaç çalışmalarından gelen veriler randomize kontrollü çalışmalarda plasebo grupta bile %50 den fazla iyileşme verileri sunmaktadır. Bu bulgu ileri tedavilerde tutunamayan ezici çoğunluk verisi ile tutarlı değil. Tedavi maliyetleri, uzun ve yorucu başarısız tedavi deneyimleri, donanımlı sağlık personeli eksiklikleri, özellikle ileri tedaviler konusunda yeterli merkezlerin azlığı hazırlayıcı nedenler olarak öne çıkmaktadır. Bir bütün olarak sağlık hizmeti sunumunda köklü değişikliklere ihtiyaç olduğu görülmektedir.

Klinisyenler tedavi algoritmalarını kılavuzlara göre belirleme konusunda kararlı gözükmektedir. Ancak kılavuzların tüm hastaları standart olarak kabul ettiğini unutmamak gerekir. Örneğin ileri yaşta bir olguda pelvik taban kas egzersizlerine uyumun düşük olabileceğini, sürdürme tedavisi olarak antimuskariniklerin bilişsel yükünü yada çoklu ilaç kullanımını hesaba katmak gerekir. Pelvik taban kas egzersizlerinin yaygın ve etkin kullanımı için dijital mecralardan yeterince yararlanıldığını söylemek de kabul edilmiş bir yeterlilikte bir uygulama olduğunu da söylemek zor görünüyor. Plasebo ilaçlarla sağlanan iyileştirici etki ile ilişkilendirilen üriner günlük uygulamasının kolaylaşmasına, yaygınlaşmasına ve günlük rutine girmesini sağlayacak mobil telefon uygulamaları arasına girmesine çalışmak gerektiğini düşünüyorum.

Son yıllarda PTNS uygulamasının transkutanöz yolla uygulaması ile perkütanöz yolla uygulanması arasında fark olmadığını ortaya koyan randomize kontrollü çalışmalar yayınlandı. Daha önce antimuskarinik ilaçlarla benzer sonuçlar verdiğini gösteren veriler de mevcut. PTNS ileri tedavi basamakları arasında en ekonomik çözüm olarak öne çıkarken transkutanöz yol ile hem daha ekonomik hem de non-invaziv bir kimlik de kazanmış oluyor. Bu uygulamaların hastanede periyodik ve çoklu seanslar ile sağlık personeli tarafından uygulanabiliyor olması aslında tutunamama problemine kısmi bir katkı sağlayabileceğini gösteriyor. Amerika Birleşik Devletlerinde tanı kodları ile yapılmış geniş bir analizde 65 yaş üstü olgularda PTNS tedavisinin en iyi uyum gösterilen seçenek olduğu belirtilmiş. Ancak bu halde bile tedaviye tutunma oranları istenenden çok daha az. Her hasta için zamanın, ekonomik maliyetlerin, ulaşım zorluklarının farklı derecelerde etkili olduğunu öngörmek gerekiyor. Olanakların sınırlı ve talebin de her geçen gün daha da arttığı bir dünyada yaşıyoruz. Dijital mecralar artık hayatımızın bir parçası ve onlarsız bir hayat her yaştan insan için pek düşünülebilir değil gibi görünüyor. AAM yönetiminde de daha çok dijital olanaklardan yararlanmamız gerekiyor. Hızla yaygınlaşan ve bir şeyler okumak, izlemek yada dinlemek için ayrılmaz parçamız haline gelen mobil uygulamaların işin içine daha da çok sokulması gerekli gözüküyor. Herkes için tek model yerine temel ilkelerden ayrılmadan bireyselleştirmeye en yakın dijital iletişim kanalları kurgulamak gerekiyor. Üriner günlük kullanımı, bilgi verme araçları, durum sorgulama gereçleri farkındalığın artırılmasına ve planlanmış bir tedavide tutunmaya katkı sağlayacaktır. Sınırlı sayıda klinik çalışma sonucuna göre şekillenmiş kimi kılavuz önerileri ile ilgili bilinenlerin artırılması için de dijital veri toplama yöntemleri fark yaratacaktır. Bildiklerimizi artırmak için daha çok paylaşmaya ve eksiklerimizi gözden geçirmeye ihtiyacımız var.

Yaşadıklarımızdan öğrendiklerimizi hayata aktarmanın zamanı gelmedi mi?

Soranus kadınları hayatları için en iyiyi istemeye ve bunun için mücadele etmeye çağırıyor. Güzel ve güneşli günlerde buluşmak dileği ile…

Soranus Ar-Ge A.S
Erzene Mh. Ankara Cd. No: 172/67
Izmir, Turkey
[email protected]